Şeyler…

Mek’an’ın sözsüz tiyatro oyunu Şeyler’de, “Modern hayat” içinde bir ilişkinin ve insanların “şeyler” arasında tükenişi, sözsüz, çıplak ve sert bir üslupla sahnede.

şeyylerr

Hayatımızda şeyler var.

Adı konulmayan, tanımlanmayan, tarif edilmesi zor olan ama hayatımızı şekillendiren, günümüzün nasıl geçeceğini belirleyen şeyler bunlar.

“Neyin var?” denildiğinde “hiiç” denilip içte tutulan ama bazen durup duruken ağlatan, bazen her şeyi kırıp dökme isteği yaratan, bazen bir gülümseme maskesiyle gizlenen şeyler…

Mek’an Sahne, özellikle ikili ilişkilerimizde kendini gösteren, hepimizin yaşadığı ama adını koyamadığı/koymadığı bu şeyleri gösteriyor bu kez. Hiç konuşmadan; gösteriyor. Continue reading “Şeyler…”

Reklamlar

“Bizim Kızların Hepsi Aşktan Öldü”

“Bizim kızların hepsi aşktan öldü. Ölmeyenler de aşktan ölecek. Kimini gerçekten aşığı öldürdü, kimi de onu ararken yol üstünde heba oldu.”10441277_723611671039898_3939333522245382080_n
Bakmayın “bizim kızlar” dediğine, bizim kızlar dahil hepimizi anlatıyor aslında o. Uzakta, bilinmeyen bir yerde değil, yanımızda, yöremizde, sokağımızda, evimizde ve ta içimizde olandan bahsediyor.
Bir yandan Aşk yüzyılı bitti, Aşkın ömrü üç yıldır, Aslında aşk da yok diye kitaplar yazılıyor,  “amaan aşk mı kaldı canım artık, o eskidenmiş” diye muhabbetler ediyoruz ama bir yandan da hepimiz aşktan öldük işte. Ölmeyenlerimiz de aşktan ölecek. Kimimiz bunu kendi dünyasında kimselere göstermeden yaşarken, kimimiz de sokak ortasında, herkesin gözünün önünde yaşıyor. Bunun için sürekli bir savaş vermek zorunda kalarak.
Oysa sevgi, aşk, cinsellik insanın doğasında nefes gibi var olan şeyler. Nefes alıp verme doğallığında yaşanması gerekir bunların. Ancak içinde hapsolduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar insanın insani yönlerini güdükleştirip yok ediyor ve bırakalım insan doğasının insani sosyal gereklerini yaşamayı, canlı kalabilmek için gereken hava, su gibi ihtiyaçlar bile gittikçe ulaşılması daha zor metalar haline geliyor. Daha doğmadan belirlenip dayatılan toplumsal roller ve ekonomik zorunluluklar içinde insan, bir yandan yaşamını sürdürmeye çalışırken bir yandan duygularıyla, kişiliğiyle, cinselliğiyle, sosyal kimliğiyle kendini var edebilmenin savaşını vermek zorunda kalıyor. Ve çoğumuz bir yerden sonra bu savaştan yorulup sadece bir şekilde yaşamı sürdürebilme çizgisinde tüketiyoruz ömrümüzü.
Kendini kendi doğası içinde ifade etmeyi bu kadar engelleyen toplumsal ve ekonomik sistem, erkek egemen yapısıyla özellikle kadınlar üzerinde ölümcül derecede ağır bir baskı aracına dönüşüyor ve bu baskı trans kadınlar üzerinde daha da ağırlaşarak artıyor. Öyle ki; sesini duyurabilmenin tek yolu çığlık atmak, yaşamını sürdürebilmenin yolu bedenini satmak oluyor çoğu zaman. Kanayan yerlerini şarkılarla sarmalayıp her daim ölüm cebinde yaşamayı öğreniyorsun. Kadınlar, Aşklar, Şarkılar; işte böyle bir yaşamayı anlatıyor. Böyle yaşadığımızı… Continue reading ““Bizim Kızların Hepsi Aşktan Öldü””

Mustafa’nın gerçeği sokağın gerçeği

Bir delikanlı sahnenin ortasında bir sandalyede oturuyor. Oturuyor dediysem, o sandalyede titriyor, kıvranıyor, kasılıyor, terliyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyor.  “Biri derdini anlatırsa dinler dediler sizin için, ben olsam dinlemezdim” diyerek orada kendisini dinlemeye gelmiş 100’e yakın insanla da bağ kuruveriyor hemen hikayesinin başlarında.

Sokaklarda yaşayan bir delikanlı Mustafa. 6 yıl olmuş yurttan kaçıp da bir daha dönmeyeli. Annesinden, içinde yaşayan kara bir hayvandan, sokaklarda yaşamanın sırlarından, bir kızla bir oğlandan ve meydanların gaz bulutları altında isyana döndüğü günlerden bahsediyor bize.  Bahsetmiyor, her anını yaşayarak hissettiriyor, bizi de götürüyor o sokaklara. Yalnızlık, cinsellik, nefret, öfke, sevgi, sıcaklık gibi insan olmanın her haline en uç noktalarında tanık oluyoruz, acıyla yoğrulmuş espriler, arabesk şarkılar ve küfürler arasında Mustafa’yla birlikte. Bir şeyler öğretmeye çalışmıyor bize. Öyle derli toplu bir şeyler anlatma derdi de yok. Çırılçıplak kendisini ortaya koyuyor, olanca gerçekliğiyle. İsyan günlerinden bahsediyor ama öyle bildik kitabi sözlerden çok küfür duyabilirsiniz mesela onu dinlerken, ama o günlerde gerçekten sokaklarda olan biri bunu hiç yadırgamaz; öyle gerçek.
Gezi direnişi sırasında daha önce hiç yaşanmamış şeylerin yaşandığını hissediyoruz onu izlerken. Sağcısından solcusuna, sokak çocuklarından “apartman bebeleri”ne öldürsen yan yana gelmeyecek insanların yan yana direnip birbirine yardım ettiğini anlatıyor mesela ve o ortamda bir yandan da içindeki hayvanla çatışan kendi gerçeğini. Kendi gerçeği aynı zamanda sokağın gerçeğidir. Gezi’yi herhangi bir marjinal eylem gibi görüp küçümseyenlere de, kendine yontarak abartanlara da bir mihenk taşı koyuyor Mustafa bu açıdan. Tüm fantastik hikayelerine rağmen, gerçeğe en yakın yerde duruyor. Continue reading “Mustafa’nın gerçeği sokağın gerçeği”