Devlet : “Hayır, Katil Benim, Ben Öldürdüm!”

Klasik film sahnesidir bilirsiniz; bir cinayet zanlısı tutuklanır ve başka biri onu korumak için kendini öne atar: “Hayır, katil benim!” der “Ben öldürdüm!”

Bir katilin ceza almasını –hangi yöntemle olursa olsun- engellemek, o cinayetin sorumluluğunu bizzat üstlenmektir. Ülkemizin devlet ve hükümet yetkilileri de Sivas Katliamı’nın dava süreci boyunca türlü oyunlarla bu engellemeyi yaptılar ve nihayetinde davanın düşmesini sağlayarak Sivas Katliamı’nı bizzat üstlendiler. Katillere yıllarca kol kanat gerip, devletlerinin tüm imkanlarını seferber edip onları korudular ve “Hayır, katliamı biz yaptık!” demiş oldular. İsabet oldu.

Nitekim Başbakan da davanın düştüğünü duyunca, beklediği “hayırlı bir haberi” duymuşcasına “Milletimiz için Ülkemiz için hayırlı olsun” dedi. Ortada bir laf cambazlığı, lafı dolandırma vb. yok. Devletin, hükümetin en üst düzeydeki temsilcisi bir katliam davasının düşmesinden duyduğu memnuniyeti belirtiyor. Bir insan, kendisi hakkında açılmış bir davanın düşmesinden nasıl memnun olursa, aynen öyle…

Başbakanın kendini katliam sanıklarıyla aynı sandalyede oturuyor hissetmesinde  yeni bir şey yok.

Bu katliam sanıklarını savunan avukatlardan biri zamanında kendisinin de avukatıydı, şimdi AKP’den milletvekili. Bilindiği gibi katliamı savunan diğer avukatlar da AKP içinde veya devletin değişik kademelerinde yer alıyorlar. Yani; devletin “Hayır, katil benim!” hamlesinde son noktayı koyan AKP hükümetinin Sivas Katliamı sanıklarıyla muhabbeti, başından beri herkesin bildiği tescilli bir gerçek. Şimdi davanın düşürülmesi de AKP dönemine nasip oldu ve bu fotoğrafta Sivas Katliamı’yla ilgili muhalefetin hedef tahtasında AKP’nin olacağı aşikar.

Ancak tam da bu noktada muhalefeti ve demokrasi mücadelesini “AKP karşıtlığı”na hapseden çarpık anlayışları da hesaba katarak, en basitinden 1993 2 Temmuz’unda Madımak’ta alevler yükselirken iktidarda hangi hükümetin olduğunu hatırlamakta fayda var. Çiller – İnönü liderliğinde DYP – SHP koalisyonu vardı iktidarda. Ve bir ayrıntı; Demirel Cumhurbaşkanı olduğundan önceki hükümet istifa etmiş ve yeni hükümet kurulalı daha 7 gün olmuş, henüz güvenoyu almamıştı katliam gününde.

Çok derin tahlillere gitmeden, sadece bu bilgilerden yola çıkarak bile söyleyebiliriz ki; devlet gözetiminde, yönetiminde, korumasında, koşullandırmasında gerçekleştirilen böyle kontrgerilla katliamları şu veya bu hükümetle, şu veya bu başbakanla sınırlı düşünülemez. Mesela Sivas Katliamı’ndan hemen 1,5 yıl sonrasına gittiğimizde de 12 Mart 1995 Gazi Katliamı’nda yine aynı koalisyon vardır, yalnız bu kez SHP, CHP olmuştur. Partiler, hükümetler değişir, Menderes, Erim, Evren, Özal, Çiller, Ecevit, Erdoğan diye isimler değişir. Değişmeyen şey emperyalizm ve oligarşi ile halk arasındaki sınıf mücadelesidir. Emperyalizm ve oligarşi halk üzerindeki sömürüsünü daha da çoğaltmak ve iktidarını sürdürmek için her yolu kullanmaya devam edecek, halk da demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermeye devam edecektir.

Katliamın gerçek sanığı; iktidarda hangi hükümet olursa olsun, emperyalizm ve oligarşinin, katilleri koruyan kollayan besleyen, katliamları planlayan devletidir.

Zaman aşımı ise bu devletin mahkemelerinde olabilir ama halkın vicdanında olmaz. Halkın vicdanı unutmaz ve er ya da geç hesabını sorar, davasını öyle kapatır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s