Devlet Tiyatrosu (*)

“İdam yerine yağlı kazığa oturtmak lazım” diye nutuk atıyor bir profesör darbeciler için, devam ediyor; “Bizler, darbecileri cezalandıralım ki bir daha başkası darbe yapmaya yeltenmesin”.

Aynı gün bakanlardan biri konuşuyor. “Biz diktatörlüğün, zulmün, baskının, demokrasinin katledilmesinin hesabı sorulur dedik. Şimdi bunun hesabı soruluyor.”

Biraz geriye gidelim…
Bir buçuk yıl kadar önce.
Meclisteyiz. Üçüncü kez tek başına iktidar olan partinin başkanı, ülkenin bütün zamanlardaki “en istikrarlı” başbakanı kürsüde, şiir okuyor:

“Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne,
    Ağlama”

Başka bir gün… TV’de bir canlı yayın. Fonda Ahmet Kaya Şafak Türküsü’nü söylüyor… Bu kapitalist düzeni, onun koruyucusu bu devleti yıkıp yerine sosyalist sistemi kurma idealiyle yola çıkan, darağacında ölüme giderken bile yine bu ideallerini haykıran devrimcileri anlatıyor türkünün sözleri… Yakın çekim başbakanın gözleri… Aynı devletin birinci dereceden temsilcisi başbakan. Gözleri dolu dolu olmuş, ağladı ağlayacak. Sonrasında konuşurken süzülüyor gözyaşları…

Başka bir gün… Yine meclisteyiz. Başbakan 38’de Dersim’de insanların mağaralara doldurulup gaz bombalarıyla kadın-erkek-yaşlı-çocuk demeden nasıl vahşice katledildiğini anlatıyor. Özürse ben özür diliyorum diyor.

Cunta anayasasının sivil bir anayasayla değiştirilmesi için komisyonlar kuruluyor.
Devlet içinde gizli örgüt kurmak-yönetmek suçlamalarıyla orgeneraller, genelkurmay başkanları tutuklanıyor.

Bütün bunlar belki ilk kez oluyor.
Peki bütün bunlar neyi kanıtlıyor?
Devletin niteliğinin değiştiğini mi?

Devletin, egemen sınıfın iktidarını sürdürmek için organize edilen bir örgüt olmayıp da aslında ezilen sınıfların da yararlarına kullanabileceği bir kurum olduğunu mu?
“Derin devlet”in düşman, yüzeydeki görünür devletin işbirliği yapılabilir olduğunu mu?

Bunların hiç birisi değil!..
Sadece “Devlet Tiyatrosu”nun yıllardır kapalı gişe oynadığı Demokrasicilik Oyununu, günümüzün koşullarına, aktörlerine, konseptlerine  uyarlayarak oynamaya devam ettiğini kanıtlıyor. Uyarlama o kadar iyi ki, kendilerinin bile bu kadarını beklemediği düzeyde gönüllü figüranlar çıkıp koştura koştura bu oyunda rol kapmaya çalışıyorlar. Ve ortaya cemaatçisinden, kemalistine, milliyetçisine, kendini “sosyalist, marksist” olarak niteleyeninden “Kürt yurtsever” olarak niteleyenlerine kadar her kesimden oldukça zengin bir oyuncu kadrosu çıkıyor.

Hepsinin buluştuğu ortak nokta şu; bunlar Türkiye’de ilk kez oluyor.
Evet, bunlar ilk kez oluyor çünkü faşizmin ve sömürünün bugünkü boyutu geçmiştekini aratır boyuttadır ve daha da pervasızlaşarak artacaktır.. Demokrasicilik oyunu ne zaman sahne alsa sömürü artmış, birlikte daha ağır baskılar da gelmiştir.

Şimdiki oyunun ana teması “geçmişteki zulmün, haksızlıkların hesabını sormak”.  Bu cezbedici bir ana tema ve bu cezbe kapılan, kendi altındaki toprağın kaydığını farketmiyor. İktidar parmağıyla geçmişte yaşananları gösteriyor, sen başını uzatıp onun gösterdiği yere baktığında kelleni alıyor, haberin olmuyor. Pusulanı kaybedip özgürleştiğini sanıyorsun.
Oysa basit bir gerçektir; hakim durumda olandan fayda uman veya onu kullandığını düşünenler; asıl olarak kendileri onun politikalarına fayda sağlıyordur ve kendileri kullanılıyordur.

İnsanın gözünü oyundan bir an çevirip kendi çevresine bakması yeterli yolunu bulması için. Çevresine bakan biri, işçisiyle, memuruyla, esnafıyla her kesimin gün geçtikçe daha da yoksullaştığını, ancak borçla bir şeyler alabildiğini, vergilerin sürekli arttırıldığını, sağlık, eğitim, elektrik, su gibi en temel insani ihtiyaçların vahşi birer kar aracı haline getirildiğini ilk bakışta görebilir… Yargının alenen taraflı hale getirildiğini, baskıdaki pervasızlaşmayı, demokratik hakların sürekli budandığını, gençlerin uyuşturulmaya çalışıldığını görebilir… Geçmişe dönük “hesap sorma” sözlerinin laftan ibaret olduğunu, bugün yaşanan faili belli cinayetlerden, katliamlardan, hapishanelerin durumundan görebilir.
Bugün 94 yaşındaki Evren yargılanıp ceza alırsa yüreğinize serpilecek su sizi sarhoş etmesin, gözünüzü kör etmesin. Faşizmin serpilip gelişmek için en sevdiği zemin körleşmedir.

Eğer gerçekten “hesap sormak” istiyorsanız, 12 Eylül’lere, 38’lere kadar gitmeden doğrudan bugün yapılanların hesabını sorun.  Yoksa, gelecekte bugünlerin hesabını soracak olan çocuklarınızın size de soracağı şeyler olacak…

Ve emin olun ki geçmişte yaşanan zulmün, haksızlıkların hesabını sormanın en tutarlı yolu bugünün faşizminden hesap sormaktır.

 

_______________________________________________________________________
Sahneleyen   : Devletin bizzatihi kendisi

Oyunun Adı : Demokrasicilik Oyunu
Oyuncular    : Meclisteki tüm partiler, evetçiler, yetmez ama evetçiler, hayırcılar, ordu, yargı,medya, derin-sığ-askeri-sivil-resmi-gayriresmi bilimum devlet kurum ve kuruluşları

Sahne           : Bütün memleket

Sponsorlar     : Emperyalist-işbirlikçi-yeşil-gayriyeşil bütün sermaye

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s